SÜNEN-İ İBNİ MÂCE TERCEMESİ ve ŞERHİ > ELBİSE KİTABI

 

islam

help 2.30.32 32-Elbise previous next

HADİS KİTAPLARI > SÜNEN-İ İBNİ MÂCE TERCEMESİ ve ŞERHİ > 32-Elbise
32- ELBİSE KİTABI

1 — Resûlullah (Sallallahü Aleyhî Ve Sellemkîn Elbisesi Babı

2- Adamın Yenî Bir Etbise Giydiği Zaman Söyleyeceği (Hamd) Bâb1

3- Yasak Kılınan Elbise Babı

4- Yün Elbise Giymek Babı

5- Beyaz Elbise Babı

6- Kibirden Dolayı Elbisesini (Yerde) Sürükleyen Babı

7- İzâr (Yânî Belden Aşağı Gîyîlen Elbise) Nereye Kadar Uzatılır? Babı

8- Kamiş (Uzun Gömlek) Giymek Babı

9- Kamîsin Uzunluğu Ne Kadar Olmalıdır? Babı

10- Gömlek - Entari Kolu Ne Kadar (Uzun) Olur, Babı

11- (Gömlek - Entarinin Yaka) Düğmelerini Çözmek (Yani İliklememek) Babı

12- İçdon Giymek Babı

13- Kadının Eteğî Ne Kadar Uzun Olur? Babı

14- Siyah Sarık Babı

15- Sarığın Ucunu Omuzlar Arasına Sarkıtmak Babı

16- İpek Giymenin Yasaklığı Babı

17- İpek Elbise Giymek Hususunda Kendisine Ruhsat (İzin) Verilenin Babı

18- Elbisedeki Alem (Yâni İpekten Olan Nakış, Dikiş, Kenara Gecîrîlen Parça Ve Çubuk) Hakkında Verilen Müsaade Babı

Dört Mezheb Âlimlerinin Bu Husustaki Görüşlerinin Özeti:

19- Kadınların İpek Elbise Giymeleri ve Altın (Ziynet) Takınmaları Babı

20- Erkeklerin Kırmızı Elbise Giymeleri Babı

21- Aspur (Denilen Bitki) Île Boyanmış Elbisenin Erkeklere Mekruhluğu Babı

22- Sarı Boya İle Boyanmış Elbisenin Erkekler İçin Caiz Olduğuna Dâir Hadis Babı

23- Îsraf Ve Kibir Senden Vazgeçtiği Sürece (Mubah Giyeceklerden) Dilediğini Giy, Babı

24- (Halk Arastnda) Meşhur Olmaya Vesile Olan Elbiseyi Giyen (Hakkında Gelen Hadisler) Babı

25- Murdar Hayvan Derileri Tabaklanınca Giyme Babı

26- Ölü Hayvanın Ne Derisinden Ne De Sinir Tellerinden İstifâde Edilemez Diyenlerin (Dayandıkları Hadîs) Babı

27- Ayakkabıların Biçimi Babı

28- ayakkabıları giyme ve soyma (âdabı) babı

29- Bir Ayakkabı İle Yürüme (Nin Yaşarlığı) Babı

30- Ayakkabıyı Ayakta Giyme Babı

31- Siyah Mestler Babı

32- (Saç Ve Sakalı) Kına İle Boyamak Babı

Saç Ve Sakalın Boyanması İle İlgili Dört Mezhebin Görüşleri

33- Saç Ve Sakalı Siyaha Boyamak Babı

34- (Ak Saç Ve Sakalı) Sarıya Boyama Babı

35- Saç Ve Sakalı Boyamayı Terkedenin Babı

36- Erkeğin Saçını Omuzlarına Kadar Salıvermesi Ve Örgüler Hâlinde Edinmesi Babı

37- Saçın Çokluğunun (Yâni Fazla Uzatılmasının) Mekruhluğu Babı

38- Kaza' (Yâni Başın Bîr Yerinin Saçını Kazıyıp Başka Bir Yerinkinî Bırakma) Yasaklığı Babı

39- Yüzük Üzerine Yazı Nakşetmek Babı

40- Altın Yüzükten Nehiy Babı

41- Yüzüğün Kaşını Avucunun İç Tarafına Koyanın Babı

42- Yüzüğü Sağ El (İn Parmaklarının En Küçüğün) E Takma Babı

43- Yüzüğü Elin Başparmağına Takmak Babı

44- Evde Bulunan Suret (Resim - Heykel)Leb Babı

45- Üzerine Basılan Bir Şeydeki Suretler Babı

46- (Eyer Ve Palan Üzerine Konulan) Kırmızı Meyâsir (Yânî Minder Ve Yastık) Babı

47- Kaplanlar (In Derilerini Eyer Ve Semer Üstüne Atmak Veya Başka Türlü Binek Hayvanının Sırtına Atıp Ona) Binmek Babı







32- ELBİSE KİTABI


1 — Resûlullah (Sallallahü Aleyhî Ve Sellemkîn Elbisesi Babı


3550) "... Âi§e (Radtyallâhü anhâ)'dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) nakışlı bir siyah abâ içinde namaz kıldı. Sonra buyurdu ki:

Bu abanın nakışları beni meşgul etti (yâni dikkatimi çekecek gibi oldu). Bunu Ebû Cehm'e (geri) götürün ve bana onun enbicâ-niye (nakışsız kaim abâ) sim getirin."[1]



İzahı


Bu Hadisi Buhar!, Müslim, Ebû Dâvüd ve N e s â ! de rivayet etmişlerdir.

Hamisa: iki tarafı nakışlı veya çizgili siyah abadır. Avnü'I-Ma-bûd yazarının beyânına göre el-Mısbâh'ta: Hamîsa, iki kenarı nakışlı - çizgili siyah bir elbise çeşididir. Bu elbisenin çeşidi, yünden veya ipekten olabilir. Nakış veya çizgisi olmazsa ona Hamîsâ denilmez, diye bilgi verilmiştir. En-Nihâye'de de: Hamîsa, yün veya ipekten mamul çizgili veya nakışlı bir elbise çeşididir. Siyah renkli ve nakışlı veya çizgili olmadıkça ona Hamîsa denilmeyeceği söylenmiştir. Hamîsa, halkın ötedenberi kullana geldiği bir elbise çeşididir, diye bilgi verilmiştir.

Hadiste sözü edilen hamîsa, Ş â m kumaşlarından olup Re-sûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'e E b û Cehm tarafından hediye edilmişti.

Enbicâniye: Yünden mamul, düz ve kalın bir elbise çeşididir, âdi sayılır. Onda nakış, çizgi ve damga gibi işaretler yoktur. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) Hamisa'yı geri gönderince E b ü C e h m' in kalbinin kırılmaması için enbicâniyesini istemiş olabilir. Sindi bu ihtimâli belirttikten sonra: Durum; iade edilen elbise yerine başka bir elbise istemeyi gerektirdiği için, böyle yapıldığı rivayet olunmuştur, der.

Sindi daha sonra sözüne devamla şöyle der: Hadiste geçen «Bu elbisenin nakışları beni meşgul etti» buyruğundan maksad şu olabilir: Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm), namaz içinde elbisenin nakışlarına tesadüfen bakma endişesini duymuş veya tesadüfen mübarek gözü o nakışlara ilişmiş olabilir. O'nun pâk ve nezih kalbi tamamen Allah'a yönelik olduğu ve tam bir huzurla ibâdetle meşgul olduğu için namaz esnasında tesadüfen de olsa başka bir şeye gözünün ilişmesini istememiştir.

Muvatta'daki rivayette bulunan, = «Nerede ise beni meşgul edecekti» cümlesi ve B u h â r i' nin talikan rivayetinde;

= «Beni meşgul etmesinden korkarım* ifâdesi, o elbise nakışlarının Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'i meşgul etmediğine delâlet eder. Bu rivayetleri tercemede göz önünde bulundurarak parantez içi ifâde ile duruma işaret etmek istedim.

Hadis; dikkat çekici, nakışlı, çizgili ve işlemeli elbise ile namaza durmanın mekruhluğuna delâlet eder.

Hadîste sözü edilen Ebû Cehm Amir veya U b e y d bin Huzeyfe, Kureyş kabilesinin ileri gelenlerindendir. Mekke' nin fethi sıralarında müslüman olanlardandır. 120 yıl yaşadığı rivayet olunmaktadır.



3551) "... Ebû Bürde (bin Ebî Mûsâ el-Eş'arî) (RadtyaUâkü ankümâ)'-dan; Şöyle demiştir:

Ben, Âişe (Radıyallâhü anhâ)'mn yanma girdim. O, Yemen'de dokunan tok kumaştan mamul bir izâr (bedenin belden aşağısına sarılan car) ve mülebbede denilen (yâni çok yamalanmakla keçelen-miş gibi olan) şu elbiselerden bir kaftanı benim için çıkar (ip göster) di ve bana yemin ederek: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) bu iki elbise içinde vefat etti, dedi."[2]



İzahı


Bu hadîsi; Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd ve T i r m i z î de rivayet etmişlerdir.

İz&r: Bedenin belden aşağısına sarılan car ve ihram gibi elbiseye denilir. Kisa: Elbise demektir. Eksiye de bunun çoğuludur. Burada bedenin üst kısmını örten elbise mânâsı kasdedilmiştir.

Mülebbede t Keçelenmiş demektir. Burada çok yamalanmakla ke-çelenmiş gibi kalmlaşan elbise mânâsı kasdedilmiştir. N e v e v i ve Nİhâye sahipleri böyle yorumlamışlardır.

N e v e v i: Bu gibi hadisler, Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in dünya nimetlerine nasıl sırt çevirdiğine ve dünya lezzetlerine iltifat etmediğine delâlet eder. Ümmeti de hâl ve hareketlerinde O'na uymalı ve O'nun izini takip etmelidir, der.

Hadisin râvisi Ebü Bürde (Radıyallâhü anh) 'in hâl ter-cemesi 2282. hadîs bölümünde geçmiştir. Bu künye'yi taşıyan başka sahâbiler de vardır. E 1 - H â f ı z, el-Fetih'te bu hadisin râvisi olan Ebû Bürde' nin E b û M û s â (Radıyallâhü anh) 'in oğlu olan zât olduğunu söylemiştir.



3552) ... Ubâde bin es-Sâmit (Radıyallâhü anh)yden; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir semle (car - ihram) içinde namaz kıldı, (carın küçüklüğü dolayısıyla düşmemesi için) onu bağlamıştı."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Râvî Hâlid'in Ubâde bin es-Sâmit (Radıyallâhü anh)'den hadis işitmesi sabit değildir. Ebû Naim de demiş ki: Hâlid, Ubâde İle görüşmemiş ve ondan hadîs işitmemiştir. Râvi el-Ahvas bin Hakim de zayıftır.[3]



İzahı


Zevâid nevinden olan bu hadîsin senedinin durumu notta belirtilmiştir. Bir tek elbise içinde namaz kılmanın hükmü 1047 -1051. hadîsler bölümünde açıklanmıştır. Bu hadis de Resûl-i Ekrem tAleyhi's-sa-lâtü ve's-selâm) 'in tevazuu ve sâde hayatı için bir örnektir.

Semle: îhrâm gibi dikişsiz olup omuzlara atılmak suretiyle bürü-nülür ve bir tarafı diğer tarafın üstüne atılır.



3553) "... Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in beraberinde idim. O'nun üstünde saçağı kalın Necrân mamulü bir ridâ (yâni bedenin üst tarafını örten dikişsiz ihram gibi bir giysi) vardı."[4]



İzahı


Bu hadîsi Buhârî ve Ebû Dâvûd da rivayet etmişlerdir.

Necrân; Yemen tarafında bir şehrin ismidir. Ridâ: Bedenin üst kısmını örten ve ihrama benzeyen dikişsiz bir çeşit elbisedir. Haşiye elbisenin saçağı ve kenarı demektir.



3554) "... Âişe (Radtyallâhü 'den; Şöyle demiştir:

Resûhıllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) benim baldırımın veya onun baldırının adalesi (yâni çok etli kaba kısmı) nın aşağısını tutarak i

İzânn yeri (yâni uzatılacağı yer) burasıdır. Eğer (bundan imtina) edersen (yâni daha da uzatmak istersen) bunun aşağısına in, şayet (bundan) imtina edersen onun da aşağısına in. Eğer (bu kadardan) imtina edersen (yâni daha da uzatmak istersen), İzânn topuklarda hakkı yoktur (yâni izar topukları örtmemelidir).

Huzeyfe'nin. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den rivayet ettiği bu hadîsin mislini ... senediyle AU bin Muhammed (de) bize rivayet etmiştir."



3573) "... El-Aİâ bin Abdirrahman'm babası (Abdurrahmân bin Yâkûb el-Cühenî) (Radtyaîlâhü anhümâ)'den; Şöyle demiştir:

Ben, Ebü Saîd(-i Hudri) (Radıyallâhü anh)'a:

Sen izar (denilen elbisenin uzunluğu) hakkında Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den bir şey işittin mi? diye sordum. Ebû Saidt

Evet. Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den şöyle buyururken işittim t

«Mü'minin izânnin uzunluğu baldırlarının ortalarına Kadardır. Bununla topuklar arasında olan izârd giymek) te ona günah yoktur. Topuklardan aşağı olan (izar kısmının hizasındaki beden) ateştedir. O üç kez (de) şöyle buyurdu:

Allah (giydiği), izânnı kibirlenerek (yerde) sürükleyen kimseye

(rahmet bakışıyla) bakmaz (veya rahmet etmez).»"



3574) "... El-Müğîre bin Şu'be (Radtyaîlâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Yâ Süfyân bin Sehl İzânnı (topuklardan aşağıya) sarkıtma. Çünkü Allah İzânnı (topuklardan aşağıya) şarlatanları kesinlikle sevmez.»"

Not: Zev&id'de şöyle denUmlçtir: Bunun senedi sahih olup râvüeri güve. nfflr «âtlardır.[21]



İzahı


Huzeyfe (Radıyallâhü anhî'ın hadisini T i r m i z î ve N e s â i de rivayet etmişlerdir. Hadiste geçen "Adelet-i Sak" baldırın çok etli olan kaba kısmıdır.

Abdurrahman (Radıyallâhü anh)'ın hadisini E b ü Dâvûd, Nesâî, Mâlik ve İbn-i Hibbân da ri-

vâyet etmişlerdir. Bu hadisin; = "Topuklardan aşağı olan ateştedir" cümlesinin mânâsı ile ilgili olarak Hat-tâbi: Bu iki şekilde yorumlanır: Birisi şöyledir : O elbise sahibinin ayağı ceza olarak ateştedir. İkincisi: Elbiseyi topuktan aşağıya sarkıtma işi ateştedir, yâni cehennem ehlinin işlerinden ve işledikleri fiillerden sayılır, demiştir.

El-Müğir e (Radıyallâhü anh)'ın hadîsi ise Zevâid nevhv dendir. Bu hadîste geçen İsbâl'den maksad elbiseyi topuklardan aşağıya sarkıtmaktır.[22]



Bu Çâbta Rivayet Olunan Hadîslerden Çıkan Hükümler :


1. Mü'minin elbisesi baldırının ortalarına kadar olmalıdır. Mü&-tehab olanı budur.

2. Elbiseyi topuklara kadar uzatmak caizdir, bunda bir mek-ruhluk yoktur.

3. Topukları örtecek kadar sarkıtmak ise yasak ve haramdır.

Hadîslerin zahirinden bu üçüncü hüküm çıkar. Yâni elbiseyi topukları örtecek biçimde sarkıtmak ister kibirlenme maksadı ile olsun ister böyle bir kasıt olmasın haramdır. Oysa bundan Önceki bâbta rivayet olunan hadîslerdeki tehdid kibirlenerek elbisesini yerde sürükleyenler hakkında idi. Yâni kibirlenme kaydı vardı. Bu itibarla bâzı ilim adamlarına göre kibirlenme maksadı olmadığı takdirde elbiseyi topuklardan aşağıya sarkıtmak haram değil, mekruhtur, demişlerdir. Bunlara göre elbiseyi topuklardan aşağıya sarkıtmanın ya-saklıgına dâir hadîslerden maksad bu işin kibirden dolayı yapılmasının yasaklığıdır ve kibirlenme kaydı olmayan hadîsler bu kaydın bulunduğu hadîsler gibi yorumlanır.

Îbnü'l-Arabî gibi bâzı ilim adamlarına göre elbiseyi topuklardan aşağıya sarkıtmak kasıtlı olduktan sonra haramdır. Delilleri de bu bâbta rivayet edilen hadîsler ile benzeri hadîslerdir.

Bu konuya ilişkin bilgi kısmen bundan önceki bâbta rivayet olunan hadîslerin izahı bölümünde verildi.[23]



8- Kamiş (Uzun Gömlek) Giymek Babı


3575) "... Ümmü Seleme (Radtyallâkü öfiAâJ'dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e kamîs (uzun gömlek) -ten daha sevimli bir libas olmadı."[24]



İzahı


Bu hadisi Ebû Dâvûd, Tirmizİ, Nesâi ve Hâkim de benzer lâfızlarla rivayet etmişlerdir. Hadîste geçen "Ka-mîs"i uzun gömlek diye terceme ettim.

Tuhfe yazarının beyânına göre el-Cezerî ve başkaları: Kamîs, dikişli, iki kollu bir elbise nevidir. Önü tamamen açık değildir, elbiselerin altında giyilir, demişlerdir. Bu tarife göre Kamîs, başın rahat geçebileceği yaka kısmının aşağısı tamamen kapalı uzun gömlek veya erkek entârisidir. Kamus yazan da Kamîs yalnız pamuktan mamul olana denir, demiştir. Kamus yazan galiba en çok kullanılanı kasdetmiştir. Lakin hadîste pamuktan mamul olanının kasde-dilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü yünden mamul kamis bedene eziyet verir, kokusu da hoş olmaz. Dimyâti Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in karnisinin pamuktan mamul, kollan ve eteği pek uzun olmadığına dâir bir hadîs rivayet etmiştir.

Yukardaki bilgiden anlaşılıyor ki Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in karnisinin altında fanilya ve atlet gibi bir iç çamaşır yoktu. Kamis iç çamaşır görevini yapıyordu.

Tuhfe yazan: Karnisin Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'e daha sevimli olmasının sebebi hakkında şöyle denilmiştir: Çünkü kamîs, omuzlara atılan dikişsiz ridâ ve bedenin belden aşağısını örten dikişsiz izâra nazaran vücûdu daha iyi örter, masrafı daha azdır, daha hafiftir ve tevazua - gönül alçakhğuıa daha uygun düşer, der.

Şevkâni de en-Neyl'de : Bu hadis kamîs giyinenin müstehab-lığına delâlet eder. Karnisin Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-se-lâm)'a daha sevimli olmasının sebebi, bedeni izâr ve ridâ'dan daha.iyi örtmesidir. Çünkü izâr ve ridâ'nın beden üzerinde tutulması için bağlanması gerekir. Kamis böyle değildir. Karnisin O'na daha sevimli olmasının sebebi şu olabilir: Kamîs O'nun avret yerini örterdi, bedeni ile kamîs arasında başka bir iç çamaşır yoktu, demiştir.[25]



9- Kamîsin Uzunluğu Ne Kadar Olmalıdır? Babı


3576) "... Sâlim'in babası (Abdullah bin Ömer) (RadtyaUâhü anhüm)'-den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

•Îsbâl (yâni yasak olan elbise sarkıtma - uzatma işi) izâr (yâni bedenin belden aşağısını örten elbise) de, kamîs (uzun gömlek-entari) de ve sarıktadır. Kim (giydiği elbiseden) bir şeyi kibirlenerek sü-rüklerse Allah kıyamet günü ona (rahmet nazarıyla) bakmaz (veya rahmet etmez.)»

(Müellifin şeyhi) Ebû Bekir (bin Ebî Şeybe) demiştir ki t Ben (râ-vi) İbn-i Ebî Revvâd'ı tanımam."[26]



İzahı


Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Nesâî de rivayet etmişlerdir.

İzar, yâni belden aşağısını örten elbisenin uzunluk durumu 7. bâbta geçen 3572 - 3574. hadîslerde ve izahlarında geçti. İzâr'ı topukları örtecek derecede uzatıp sarkıtmanın yasakuğı ve vebali orada anlatıldı.

îzâr denilen elbiseyi topuklan örtecek derecede sarkıtmaya İübÂl denilir.

Bu hadîs, isbâl'm kamiste yâni uzun gömlek ve entaride de yasak olduğunu bildirir. Ibn-i Reslân demiş ki: îsbâl, üstte ve altta giyilen ridâ, abâ, kaftan ve car ile ihram gibi giyilen elbisede de yasaktır.

Hulâsa giyilen her nevî elbisenin topuklan örtecek kadar uzun tutulması İsbâl sayılır. Ibn-i Reslân bunu demek istemiştir.

Hadîs, sarıkta da isbâl'm yasaklığını bildirir.

Avnü'l-Mâbûd yazarının beyânına göre îbn-i Battal: Sarıkta isbâl'den maksad sarığının ucunu mutad olan mikdardan fazla sarkıtmaktır, demiştir. Bu husus 15. bâbta rivayet olunan 3587. hadîsin izahı bölümünde tekrar ele alınıp anlatılacaktır.

Gömlek ve entari gibi elbisenin kollarını âdetten fazla uzatmak da îsbâl sayılır. En-Neyl'de beyân edildiğine göre Kadı I y â z :

Elbisenin örf ve âdetten fazla uzun veya geniş tutmanın mekruhlu-ğunu ilim erbabından nakletmiştir.

Müellifimizin şeyhi Ebû Bekir bin Ebî Şeybe, senedin râvilerinden İbn-i Ebi Revvâd'ı tanımadığını söylemiştir. Miftahül-Hâce yazan bu hususla ilgili olarak şöyle der : Ibn-i Ebi Revvâd Abdülaziz hakkında müteaddid zâtlar konuşmuştur. El-Hâfız Saf iyy üddin, Tehzi-bü'1-Kemâl'de: Abdülazîz bin Ebi Revvâd'in ismi Meymûn el-Atki*dir. Yahya el-Kattân, îbn-i Muin ve Ebû Hâtem onu sıka yâni güvenilir saymışlardır, der. îbn-i Adî ise: Bu râvinin bâzı hadisleri başka hadislerle teyid edilmemiştir, der.[27]



10- Gömlek - Entari Kolu Ne Kadar (Uzun) Olur, Babı


3577) "... İbn-i Abbâs (Radiyottâhü anhümâ)'dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kolları ve boyu kısa kamis (gömlek - entari) giyerdi."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Müslim bin Keysân el-Kûfl bulunur. Bu râvinin zayıflığı üzerinde ittifak edilmiştir. Senedin durumunun dönüm noktası bu râvl Üzerindedir. El-Bezzâr bu hadisi Enes (R.A.)'den rivayet etmiştir. Mamafih, Esma blnt-i es-Seken'in hadîsi bu hadisi teyid eder. Es* mâ'nın hadisini Tirmizl rivayet ederek hasen olduğunu söylemiştir.[28]



İzahı


Zevâid nevinden olan bu hadisin senedinin zayıflığı notta belirtilmiştir. Notta işaret edilen Esma bint-i es-Seken (Ra-dıyallâhü anhâ) 'nın hadîsi şöyledir:

"Esma bint-i Yezîd bin es-Seken (Radıyallâhü anhâ) 'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in (karnisinin) kolu bilek kemiğine kadar idi."

Tuhfe yazarı bu hadîsin izahında özetle şu bilgiyi verir: El-Cezerî: Bu hadis, gömleğin - entarinin kolunun bilek kemiğini geçmemesinin sünnet olduğuna delâlet eder. Cübbe- palto gibi üstte giyilen elbiseye gelince âlimler demişler ki: Bunların kollarının parmak uçlarını geçmemesi sünnettir, diye bilgi vermiştir.

Tuhfe yazan bu arada Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-se-lâm)'in karnisinin etek kısmının topukların üst kısmına kadar uzun olduğu ve kollarının da parmak uçları hizasına kadar olduğu yolundaki hadîsleri, naklettikten sonra; bu hadisler karnisin kollarının parmak uçlarına kadar uzun olabileceğine delâlet eder. Bu rivayetler ile Esma (Radıyallâhü anhâ) 'nın rivayetlerini birleştirmek için O'nun kamislerinin müteaddid olduğunu, yâni her sahâbînin gördüğünü rivayet ettiğini söylemek ve böyle yorum yapmak mümkündür. Ya da Esma (Radıyallâhü anhâ) kol uzunluğunu yaklaşık ve tahmini olarak söylemiş. Şöyle de söylenebilir: En faziletli olanı bilek hizasında olanıdır, parmaklar hizâsma kadar uzatmak da caizdir, der ve bu bilgiyi el-Mirkat'tan naklettiğini ifâde eder.[29]



11- (Gömlek - Entarinin Yaka) Düğmelerini Çözmek (Yani İliklememek) Babı


3578) "... Kurre (bin Eyâs el-Müzenî) (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanına vararak O'na bey'at ettim. O esnada O'nun gömleğinin düğmesi çözük (yâni iliksiz) idi. Urve demiştir ki: Ben bundan dolayı Muâviye'yi ve oğlunu kış ve yaz (mevsimlerin) de dâima (gömlek) düğmeleri çözük olarak gördüm."[30]



İzahı


Bu hadisi E b û Dâvûd da rivayet etmiştir. T i r m i z I de Şemailde rivayet etmiştir.

Ezrâr t Zırr'ın çoğuludur, düğmeler demektir. Burada gömlek ve entarinin yakasındaki düğmeler anlamı kasdedilmiştir. E b û D â -v û d' un rivayetinde Kurre (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir: "Ben MÜzeyne (kabilesin) den bir grup içinde Resûlullah (Sallalla-hü Aleyhi ve Sellem)'in yanına vardım ve (grup olarak) biz O'na bey'at ettik (yâni müslümanlığı kabul ettik). O esnada O'nun karnisinin düğmeleri açıktı (yâni iliklenme misti). Biz O'na bey'at ettikten sonra ben elimi onun karnisinin yakasının içine soktum ve peygamberlik mührünü elledim..."

Kurre (Radıyallâhü anh) 'm bu sözü, yâni elini gömleğin yakasının içine sokması yakasının açık olduğunu gösterir. Şu halde yaka düğmeleri açıktı.

Hâvilerden Muâviye bin Kurre ile oğlunun yaz kış-dâima düğmelerini açık tutmaları hâl ve hareketlerinde dâima Re-sûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'e uymak istemelerindendir.

Bezzâr'ın rivayetine göre îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) de gömleğinin düğmelerini açık tutardı ve: Ben, Resûlullah (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellem)'in düğmelerini açık gördüm, demiştir.

Kurre (Radıyallâhü anh) 'm Hâl Tercemesi 6. hadis bölümünde geçti.[31]



12- İçdon Giymek Babı


3579) "... Süveyd bin Kays (Radtyallâhü ank)'âen; Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Minâ'da elbise sattığımız esnada) yanımıza geldi ve bir uzun içdon pazarlık ederek Maden satın aldı."[32]



İzahı


Bu hadis daha uzun bir metin hâlinde 2220 numarada geçti ve gerekli bilgi orada verildi. Bu hadîs, Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in bir içdon satın aldığına delâlet eder. Orada izah bölümünde belirttiğim gibi Ebü Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'den rivayet edilen bir hadiste Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'e içdon giyip giymediğini sormuş ve; evet, seferde hazerde gece ve gündüz (giyerim). Çünkü ben örtünme ile emrolundum. İçdondan daha iyi (avret yerimi) örtücü bir giyecek bulamadım, cevâbım almıştır.

E 1 - H â f ı z' m el-Fetih'te dediği gibi Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in içdon salın aldığı sabittir. Bunu boşuna almış değildir. Şu halde O'nun içdon giydiği kanaati hâkimdir.[33]



13- Kadının Eteğî Ne Kadar Uzun Olur? Babı


3580) "... Ümraü Seleme (Radtyaüâhü anhâydan; Şöyle demi§tir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e t Kadın, eteğinden ne kadarını (erkeğin eteğinden fazla) sarkıtır? diye soruldu. O i

«Bir karış» buyurdu. Ben:

O zaman (kadın yürüdüğünde) bedeninin bir kısmı (ayağı) açılır, dedim. O i

«Bir zira (uzatılabilir). Kadın bundan fazla yapamaz» buyurdu."



3581) "... İbn-i Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'dan; Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in zevceleri için eteklerini (erkeğin eteğinden) bir zira (fazla) sarkıtmalarına izin verildi. Artık onlar bize gelirlerdi. Biz de onlar için kamışla bir zira Ölçerdik."



3582) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâkü a»A;*den rivayet edildiğine göre;

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Fâtime'ye veya Ümmü Seleme'ye:

Senin eteğin bir ziradır» (yâni erkeğin eteğinden bir zira uzun olur), buyurmuştur.*'

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Ebü'l-Mühezzim bulunur. Bu râvinin zayıflığı Üzerinde ittifak edilmiştir. Adı da Yezid bin Süfyân'dır. Adının Abdurrahman olduğu da söylenmiştir.



3583) "... Ai§e (Radtyallâhü anhâydan rivayet edildiğine göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kadınların etekleri hakkında:

«(Erkeklerinkinden) bir karış (fazla sarkıtsınlar)» buyurdu. Bunun üzerine Âişe (Radıyallâhü anhâ) :

O zaman (kadınlar yürürken) baldırları (açığa) çıkar, dedi. O: «Şu halde bir zira (yeter),» buyurdu."

Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Ebü'l-Mühezzim bulunur. Bu râvinin durumu bundan Önceki hadisin notunda geçti.[34]



İzahı


Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ) 'nın hadisini Ebû D&vûd ve Nesâl de rivayet etmişler. îbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) 'nın hadisi Ebû Dâvûd tarafından da rivayet edilmiştir. Diğer iki hadis Zevaid nevindendir.

AvnÜ'l-Mâbûdyazan îbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'-nuı hadisinin şerhi bölümünde şu bilgiyi verir:

El-Hâfız: İbn-i Ömer'in EbûDâvûd tarafından rivayet edilen hadisi, kadınlar için izin verilen bir zirâ'in mutedil bir elin iki karışı kadar olduğuna delâlet eder, demiştir.

Ibn-i Reslân da; açık olan şudur ki; Kadınlar için izin verilen bir karış ve bir zira, onların erkeklerin eteklerinden fazla olarak sarkıtacakları mikdardır. Yoksa onların yerde sürükleyecekleri mikdar değildir, demiştir.

E 1 - H â f ı z, el-Fetih'te şöyle demiştir. Erkeklerin eteklerini uzatmaları için iki durum var: Müstehab olan, eteklerinin baldırın yanlarına kadar uzatmalarıdır. Eteklerini topukların hizasına kadar uzatmalau ise caizdir. Kadınlar için de iki hâl vardır: Erkekler için caiz olan mikdardan bir kanş uzatmak kadınlar için müstehab olan şekildir. İki kanş uzatmaları da caizdir, demiştir.[35]



14- Siyah Sarık Babı


3584) "... Arar bin Hureys (RadtyaUâhü ank)yden; Şöyle demiştir:

Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'i minber üzerinde hutbe okurken ve başında siyah bir sarık varken gördüm.'*



3585) "... Câbir (RadtyaUâhü ankyden; Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (fetih yılı) başında siyah bir sarık olduğu halde



3586) "... îbn-i Ömer (RadtyaUâhü ankümâydan rivayet edildiğine göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'nin fetih günü başında siyah bir sank olduğu halde (Mekke'ye) girdi."

Not: Zerâid'de şöyle denilmiştir: Bu hadisin rftvisi Mûsâ bin Ubeyde er-R£b-ti zayıftır,[36]



İzahı


Bu bâbm ilk iki hadisi Müslim, Tirmizl, Ebû Da-v û d ve Kesâî tarafından da rivayet edilmiştir. Bu hadisler, siyah sank giymenin müstehabhğına delalet eder. Bu müstehabhk hem hutbe ve namaz ibâdeti yapılırken hem de şâir zamanlara şümullüdür. 2.ci hadîs 2822 numarada da geçti. Oraya bakılmalıdır.[37]



15- Sarığın Ucunu Omuzlar Arasına Sarkıtmak Babı


3587) "... Amr bin Hureys (RadtyaUâhü ank)'âen; Şöyle söylemiştir;

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), başında siyah bir sarık ve sarığın uçlarını omuzlan arasına sarkıtmış vaziyette gözlerimin önündedir, sanki O'na bakıyorum."[38]



İzahı


Bu hadis 2821 numarada geçmiştir. Oraya bakılmalıdır.

Bunda Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in sangının uçlarını omuzları arasına sarkıttığı ilâvesi vardır. Tuhfe yazarının beyânına göre Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizi ve N e s â i bunu benzer lâfızlarla rivayet etmişlerdir. Buradaki rivayette sarığın iki ucunun aşağıya sarkıtıîdığı ifâde edilmiştir. Ebû Davud'un bir rivayeti de böyledir. Bâzı nüshalarında ise "sangın ucu" tâbiri kullanılmıştır.

Bu hadis, sangın uçlarını omuzlar araşma sarkıtmanın müstehab-lığına delâlet eder. Diğer bâzı nüshalar ve rivayetlere göre ise sangın bir ucunu sarkıtmak müstehabtır.

Sangın ucunu omuzlar araşma sarkıtmaya dâir başka rivayetler de vardır. Aynca bunun sağ tarafa sarkıtma, hem arkaya hem öne sarkıtmaya dâir hadîsler de vardır. Tirmizi' nin "Sangın ucunu omuzlar araşma sarkıtma" babında İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edilen bir hadisin şerhi bölümünde Tuhfe yazan bu konuda rivayet edilen hadisleri nakletmiş ve bu arada: Bu hususlarda rivayet edilen hadîslerin en sıhhatlisi ve en kuvvetlisi sarığın ucunu iki omuz arasına sarkıtmaya dâir Amr bin Hüre y s (Radıyallâhü anh) 'in hadîsidir, der. Daha sonra sarkıtılan ucun uzunluk mikdarı hakkındaki rivayetleri nakleder. Bu rivayetlerin bâzısına göre takriben dört parmak kadar, diğer bâzı rivayetlere göre iki kanş kadar olabilir. Daha sonra şu nakilleri yapar :

Es-Sübül'de denilmiş ki: Sangın ucunu az sarkıtmak, sarığın adâbındandır. Bu itibarla aşırı uzatılamaz.

N e v e v i de el-Mühezzeb'in şerhinde : Sarığın ucunu fazla sarkıtmak, kibirlenme maksadıyla olursa, elbiseyi kibirlenmek maksadıyla fazla sarkıtmak gibi haramdır. Kibirlenme maksadı yoksa mekruhtur. Sarığı, ucunu sarkıtmadan veya usûlü dâiresine sarkıtmak suretiyle giymek caizdir. Bunlann hiç birisinde mekruhluk yoktur. Sarığın ucunu sarkıtmamanın yasaklığı hakkında sıhhatli bir şey vâ-rid değildir, demiştir.

Es-Sübül yazan da; Sangın ucunu omuzlar arasına sarkıtmak sangın adâbındandır. Bununla beraber ucunu sarkıtmayı terketmek de caizdir, demiştir.[39]



16- İpek Giymenin Yasaklığı Babı


3588) "... Enes bfn Mâlik (Radtyallâhü an*)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Kim dünyada İpek giyerse âhirette onu giyemez.»"



3589) "... Berâ (bin Azİb) (Radtyallâhü anh)'âen rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (argaç ve erişi ipek olan) atlas, ipek ve (argaç ve erişi ipek olan) kaim atlası yasaklamıştır."



3590) "... Huzeyfe (bin el-Yemân) (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ipek giymeyi ve altın (ziynet - kap kullanmayh yasaklamış ve t

«Altın dünyada kâfirleredir, âhirette de bizedir», buyurmuştur."



3591) "... Abdullah bin Ömer (Radtyallâhü ankümâ)'dan rivayet edildiğine göre:

Ömer bin el-Hattâb sırf ipekten mamul (satılık) bir kat elbise gördü ve t

Yâ Resûlallah, keski bu elbiseyi (dışardan gelen) özel hey'etler ve Cuma günü için (giymek üzere) satın alsan, dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bunu ancak âhirette (ipek elbisede) hiç nasibi olmayan kimse giyer» buyurdu."[40]



İzahı


E n e s (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Buhâri, Müslim ve Nesâl de; B e r â (Radıyallâhü anh) 'm hadisi ile Huzeyfe (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Tuhfe yazarının beyânına göre Kütüb-i Sitte yazarlarının hepsi rivayet etmişlerdir. Huzeyfe (Radıyallâhü anh) 'm hadîsi 3414 numarada daha geniş bir metin hâlinde geçti. Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ) "-nın hadisi ise Buhârî ve Nesâi tarafından da rivayet edilmiştir.

Harir i îpek demektir. Dîbac i Argacı ve erişi ipek olan kumaştır. Buna dilimizde diba ve atlas denilir. Dibâc, Farsçadan Arapçaya geçme bir kelimedir. İstebrak: Dîbâc'ın, yâni atlas ve dibanın kalın kısmıdır, argacı ve erişi tamamen ipektir.

Hülle: Katlık elbise demektir, biri bedenin üst kısmını, diğeri de bedenin aşağı kısmını örter.

Siyerâ: Çubuklu alaca kumaştır. Genellikle ipekli olur ve ipeği; karışımı olan keten, yün ve pamuktan fazla olur. Fakat hadis sarihlerinin beyân ettikleri gibi burada hâlis ipekten mamul kumaş anlamı kas dedi I m iş tir.

Vefd î Bir kavim veya millet tarafından bir hükümdara veya devlet adamlarından bir zât ile görüşmek üzere gönderilen elçiler ve hey'et anlamını ifâde eder. Çoğul olan bu kelimenin tekili Vâfid'dif.

Birinci hadîste, dünyada ipek elbise giyen kimsenin âhirette onu giyemeyeceği bildirilmektedir. Bu hüküm erkeklere mahsustur. Çünkü kadınların ipek elbise giymelerinin câizliği 19. bâbta rivayet olunan hadîslerle sabittir. îpek elbisenin yasaklığına dâir diğer hadisler de aynı şekilde erkeklere mahsustur. Ayrıca uyuz hastalığına tutulan kimsenin de ipek elbise giymesine izin verilmiştir. Bu da 17. bâbta gelen hadîsle sabittir.

Şu halde kendisine izin verilmeyen bir erkek ipek elbise giyerse âhirette cennetlik olsa bile cennet ehlinin elbisesi olan ipekten ceza olarak mahrum bırakılacaktır. El-Hâfız, Buhâri' nin "Erkeklerin ipek elbise giymesi ve ipekten caiz olan mikdar" başlıklı babında rivayet olunan hadislerin izahı bölümünde; îpek elbise giyen erkek için âhirette ipekten nasip yoktur. Bu onun için bir ceza mahiyetindedir. Ama adamın tevbe etmesi, o günaha ağırlık edecek bir takım hayrat işlemesi, günahlara kefaret olan bir takım musibetlere mâruz kalıp sabretmesi, geride bıraktığı salâhatlı evlâdının ona duft etmesi ve şefaati makbul zâtların ona şefaat etmesi gibi bir takım nedenlerle, o cezadan kurtulması mümkündür, biçimindeki yorum en mutedil yorumdur, der.

Bu babın son hadîsi de aynı şekilde yorumlanabilir.

3590. hadiste altının dünyada kâfirlere olduğu bildirilmektedir. Bundan maksad altının kâfirlere helâl ve caiz olduğu mânâsı kasde-dilmemiştir. Maksad kâfirlerin bunu kullanmakta olduğunu ifâde etmektir. Bu hususla ilgili gerekli bilgi 3413. hadîsin izahı bölümünde verildi. Bu hadiste geçen zamiri, altına râci olarak terceme ettim. Fakat zamir altın ve ipeğe bir tevil ile şümullü biçimde terceme etmek de mümkündür. Yâni: "İpek ve altın dünyada kâfirleredir ve âhiret-te biz müslümanlaradır" diye terceme etmek de mümkündür.

Bu bâbta rivayet olunan hadîsler, sırf ipekten mamul elbiselerin her çeşidinin ve altının erkeklere haram olduğuna delâlet eder. Altın ve gümüş ile ilgili bilgi Eşribe kitabının 17. babında verilmiştir. Tekrarlamaya gerek yoktur. Hâlis ipek de erkeklere haramdır. îpek ile yün, pamuk, keten gibi başka maddenin karışımından mamul elbise veya bâzı yerlerine ipek parçalar geçirilmiş elbise hükmü ve bununla ilgili bilgi bu kitabın 18. babında rivayet olunan hadislerin izahı bölümünde verilecektir.[41]



17- İpek Elbise Giymek Hususunda Kendisine Ruhsat (İzin) Verilenin Babı


3592) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâkü anh)'dtn rivayet edildiğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Zübeyr bin el-Avvâm ve Abdurrahmân bin Avf (Radıyallâhü anhümâ) 'ya. vücûdlanndaki uyuz hastalığı nedeniyle ipek gömlek giymelerine izin verdi."[42]



İzahı


Bu hadis Kütüb-i Sitte'nin hepsinde rivayet olunmuştur. Hadîste geçen Hikke uyuz hastalığı demektir.

Avnü'l-Mâbûd yazarı bu hadisin şerhinde: Bu hadis, uyuz hastalığına tutulan erkeğin ipek elbise giymesinin câizliğine delâlet eder. Bitlerin rahatsız etmesi dolayısıylada ipek elbise giymek erkekler için caizdir. Çünkü M ü s 1 i m' in rivayetinde bu iki zâtın bitten şikâyetleri üzerine Resûl-i Ekrem (Aleyhi 's-salâtü ve's-selâm)'in onlara ipek elbise giymeleri için izin verdiği belirtilmektedir.

Cumhurun mezhebi bu hadise göredir. Mâlik bu hususta cumhura muhalefet etmiş ise de bu hadîs onun görüşünü reddeder. Başka mazeretler de uyuz hastalığı ve bitlerden dolayı duyulan rahatsızlığa kıyaslanır.[43]



18- Elbisedeki Alem (Yâni İpekten Olan Nakış, Dikiş, Kenara Gecîrîlen Parça Ve Çubuk) Hakkında Verilen Müsaade Babı


Âlem i Alâmet demektir. Burada ise elbisenin çubukları, nakışları, yaka, yen ve etek kısmına geçirilen ipek anlamı kasdedilmiştir.



3593) "... Ebû Osman en-Nehdî (Radtyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre:

Ömer (bin el-Hattab) (Radıyallâhü anh) ipek ve dibâç (yâni ipekten mamul atlas) ı yasaklardı. Yalnız şu kadar olanı müstesna diyerek bir parmağı sonra, ikinci parmağı, sonra üçüncü parmağı ve daha sonra dördüncü parmağıyla İşaret etti ve: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî bizi ipekten men ederdi, dedi."



3594) "... (Ebû Bekr-i Sıddîk'ın kızı) Esmâ'nın mevlâsi Ebû Ömer (Ra-dtyallâhü anhüm)'den; Şöyle demiştir:

Ben, İbn-i Ömer (Hadıyallâhü anhümâ) 'nın bir âlem'i (yâni ipekten nakış - biye gibi bir parçası) olan bir sank satın aldığını ve cele-meyn (denilen yün makasını) isteyerek o âlem'i kestiğini gördüm. Sonra Esmâ4(bint-i Ebı Bekir)'in yanına giderek bu durumu ona anlattım. Bunun üzerine Esma: Hayret Abdullah'a! Ey câriye, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in cübbesini getir, dedi. Câriye de yenlerine, yakasına ve yırtmaçlarına dibac (argacı ve erişi hâlis yünden mamul atlas) geçirilmiş bir cübbe getirdi, (ve Esma şöyle dedi: Âişe vefat edinceye kadar bu cübbe onun yanında idi. O vefat edince cübbeyi ben aldım ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bunu giyiyordu. Biz bu cübbeyi hastalar için yıkıyoruz. Onun (bereketi) ile (Allah'tan) şifâ dileniyor)."[44]



İzahı


Ebû Osman (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Ebû Ömer (Radıyallâhü anh) 'm hadîsi ise Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâi tarafından benzer lâfızlarla rivayet edilmiştir. Hadisin sonlarındaki Esma' nm sözü M ü s -1 i m' in rivayetinden alınmadır.

Son hadiste geçen bâzı kelimeleri açıklayalım: Celemeyn: Makas gibi bir âlettir, yün kesme işinde kullanılır. Kümm: Elbise kolu ve yen'i anlamında kullanılır. Burada yen mânâsı kasdedilmiştir. Ceyb de yakadır. Fere ise elbise yırtmacı mânâsında kullanılmıştır. Burada iki yırtmaç tabiriyle cübbenin ön ve arka kısmındaki yırtmaçlar kasdedilmiştir. Dibac daha önce belirttiğim gibi argacı ve erişi ipek olan atlas demektir,

Ebû Osman (Radıyallâhü anh)'m hadisi, bir elbisede dört parmak eninde olan ipeğin haram olmadığına delâlet eder. Bu mik-dar ister nakış ve işleme biçiminde olsun, ister elbisenin yaka, yen ve etek gibi kenarlarına geçirilmiş olsun fark etmez. Keza keten, yün ve pamuk gibi bir maddede anılan mikdardaki ipekden dokunan elbise de aynı hükme tâbidir. Yâni dokunan elbisedeki ipek mikdan-nın toplamı dört parmak mikdardan fazla değilse erkekler için helâldir, kullanılabilir. Fakat dört parmak mikdarından fazla ise erkeklere haramdır. Cumhurun görüşü budur. Ancak Şafiî mezhebine göre ipek ile yün, pamuk, keten gibi maddelerden dokunan elbisedeki ipek mikdarı tartı bakımından diğer maddeden az ise erkekler için helâldir, fazla ise haramdır.

Mâliki mezhebine mensup bâzı ilim adamları: Elbisedeki ipek âlem, yâni nakış, yama, kenara geçirilen parça, dört parmaktan fazla da olsa erkeklere helâldir, diyerek garip bir görüş beyân etmişlerdir. Bu hadis onların bu görüşünü reddeder. Bu hadîste anılan dört parmak veya daha az mikdar ipek bulunan elbisenin erkeklere haram olduğuna dâir bir görüş Mâlik' den rivayet edilmiş ise de Şevkâni bunun sıhhatli bir rivayetle M â 1 i k ' e âit olacağını sanmadığını söylemiştir.

Ebû Ömer (Radıyallâhü anh) 'in hadîsi de yenleri, yakası, yırtmaçları ve eteğine ipek geçirilmiş olan bir elbisenin erkekler için helâl olduğuna delâlet eder. Ancak ipek mikdarının toplamının Ebû Osman (Radıyallâhü anh) 'in hadîsinde belirtilen mikdardan, yâni dört parmak eninden fazla olmaması gerekir. Aksi takdirde erkeklere haramdır. Cumhurun ve Şafii' nin görüşü budur.

îbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) 'nın görüşü ise 3591. hadis muvacehesinde en ufak bir nakış veya iplik hâlinde de olsa ipek bulunan elbiseyi giymemektir. Nitekim M ü s 1 i m' in rivayetinde belirtildiği gibi Esma (Radıyallâhü anhâ) 3594. hadîste sözü edilen cübbeyi delil gösterince îbn-i Ömer 3591. hadîsi rivayet ederek: Ben âlem'in de bunun şümulüne girmesinden korktum, demiştir.[45]



Dört Mezheb Âlimlerinin Bu Husustaki Görüşlerinin Özeti:


1. Hanefi mezhebine göre ipek elbise giymek erkeklere haramdır. Ancak, herhangi bir maddeden mamul bir elbisenin yakasına, yenine, eteğine, yırtmacına veya başka bir tarafına geçirilen ve toplamının eni dört parmak mikdarını geçmeyen ipek veya bu mik-darı geçmeyen nakış erkeklere helâldir.

2. Şafiî mezhebi de Hanefi mezhebi gibidir. Ancak şu var ki ipek ile pamuk veya keten ya da yün gibi bir maddeden dokunan elbisedeki ipek mikdarı tartı bakımından az veya diğer maddeye denk ise erkeklere caizdir. îpek mikdarı fazla ise caiz değildir. Bir elbisenin kenarlarına geçirilen ipek ise örf ve âdete göre fazla sayılmazsa helâldir, aksi takdirde haramdır. İpek nakış biçiminde ise Hanefî mezhebinde olduğu gibi toplamının dört parmaktan fazla olmaması gerekir. Fazla ise haramdır.

3. Hanbeli mezhebine göre ipekli elbisedeki ipek mikdarı az veya diğer madde kadar ise caizdir, fazla ise caiz değildir. Yâni bu hususta Şafiî mezhebi gibidir. Şu kadar fark var ki bir ipekli elbisedeki ipek mikdan tartı bakımından diğer maddeden fazla olmakla beraber görünümde az ise caizdir. Bir elbisenin erişi ipek olup argacı başka maddeden ise meşhur kavle göre yine haramdır. Tabii bu hükümler erkekler hakkındadır. Elbisenin nakşı veya kenarlarına geçirilen parçalar ipek ise, Hanefî ve Şafii mez-heblerinde olduğu gibi toplamının dört parmaktan fazla olmaması şartı mevcuttur.

4. Mâliki mezhebine göre bir elbisedeki ipek nakış mikdarı bir parmakdan az ise erkeklere helâldir. Bir parmak eninde veya 2, 3 parmak eninde ise mekruhtur. Dört parmak eninden fazla ise haramdır. Erişi ipek olup argacı pamuk veya keten gibi bir maddeden olan elbise tahkikli kavle göre mekruhtur.

Mezheblerin görüşleri hakkında yukarıda verilen özlü bilgi A b -durrahman el-Cezerî' nin dört mezhep fıkhına âit kitabından alınmadır. Geniş bilgi için bu kitaba veya diğer fıkıh kitab-1 arına müracaat edilmelidir.

İpek elbise kadınlara helâldir. Bundan sonra gelen bâbtakl hadisler bu hükme delildir.[46]



19- Kadınların İpek Elbise Giymeleri ve Altın (Ziynet) Takınmaları Babı


3595) "... Alî bin Ebî Tâlib (RadtyaUâhü Ali küçük parmağı ve başparmağını kasdetmiçtir."[103]



İzahı


Bu hadisi Müslim, Tirmizi, EbüDavûd ve N e s â 1 de rivayet etmişlerdir. Bu hadisin râvisinin açıklamasına göre yüzük takmanın yasak olduğu parmak; elin küçük parmağı ile başparmağıdır. Fakat Müslim, Tirmizi ve Ebû D a v ü d' un rivayetlerinde küçük parmak ve başparmak yoktur. Ne-s â î' ninkine bakamadım.

M ü s 1 i m' in rivayeti şöyledir:

«Ali demiştir ki :ResûIuIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) benî yüzüğü şu parmağıma veya bu parmağıma takmaktan menetti. Râvi demiştir ki: Ali (böyle söylerken) orta parmağa ve ondan sonra gelen parmağına işaret etti.»

Ebû Davud'un rivayeti ise şöyledir:

«... Ali demiştir ki: Ve O (yâni Resûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni yüzüğü şu veya bu parmağa koymaktan menetti. Ali şehadet ve orta parmaklara işaret etti. (Hadisteki "Şu veya bu" ifâdesine râvi) Âsim tereddüd etti."

Tirmizi1 nin rivayeti de şöyledir:

«... (Ali demiştir ki: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni) yüzüğümü şu ve bu parmaklarımda kullanmaktan da menetti ve Ali şehâdet parmağı ile orta parmağa işaret etti."

Görüldüğü gibi Müslim, Tirmizi ve Ebü Dâ-v û d' un rivayetlerinde küçük parmak ve başparmak yoktur.

B u h â r i de "Yüzük küçük parmakta olur" başlığı altında açtığı bâbta E n e s (Radıyallâhü anh) 'den bir hadis rivayet etmiştir. O hadiste Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâmJ'in yüzüğü küçük parmağında kullandığı belirtilmektedir.

Ebû Davud'un yukarıdaki hadisinin izahı bölümünde Av-nü'1-Mâbûd yazarının beyânına göre el-Kari, M İ r e k' den naklen şöyle demiştir:

Yüzüğü başparmağa ve küçük parmak ile orta parmak arasındaki parmağa takmak hakkında Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-se-lâm) 'dan bir rivayet sabit değildir. Bu itibarla yüzüğü küçük parmağa takmanın mendubluğu sübût bulmuştur. Hanef iler ve S â f i î I e r bu görüşe taraftar olmuşlardır.

N e v e v i de : Müslümanlar erkeğin yüzüğü elinin küçük parmağına takmasının sünnetliği hususunda icmâ etmişlerdir. Kadına gelince o, yüzüğü bütün parmaklarına takabilir, demiştir.

Sindi ise müellifimizin rivayeti hakkında hiçbir şey söylememiştir.

Abdurrahman el-Cezeri de mezheblerin bu konudaki görüşlerini özetle şöyle açıklar:

Hanefi mezhebine göre erkek, yüzüğünü sol elinin küçük parmağına takar. Sağ elinin küçük parmağına takması da caizdir.

Şafii mezhebine göre en faziletli olanı erkeğin yüzüğünü sağ elinin küçük parmağına takmasıdır.

Mâliki mezhebine göre erkeğin yüzüğünü sol elinin küçük parmağına takması müstehabtır. Yüzüğü sağ eline takması ise mekruhtur.[104]



44- Evde Bulunan Suret (Resim - Heykel)Leb Babı


3649) "... Ebû Talha (Zeyd bin Sehl el-Ensârî) (Radtyaltâhü ö»/r)Vten rivayet edildiğine göre: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

«İçinde köpek ve (yâ) suret (yâni bir canlının resmi - heykeli) bulunan eve (rahmet) melekler (i) girmez-»"



3650) "... Ali bin Ebî Tâlib (Radıyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Peygamber (SaÜallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Şüphesiz (rahmet) melekler (i), içinde köpek ve (yâ) suret bulunan eve girmezler.»**



3651) "... Âişe (Radtyallâhü anhâydan; Şöyle demiştir:

Cebrail (Aleyhisselâm), Resûlullah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem)'e geleceği bir (belirli) saat hususunda O'nunla sözleşmişti de (o saatta gelmeyip) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'ı bir hayli bekletti. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (evden dışarı) çıktı. Ansızın Cebrail İle karşılaştı, Cebrail ayakta duruyordu. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (Cebrail'e):

«Seni (eve) girmekten meneden nedir?» diye sordu. Cebrail (Aleyhisselâm) :

Evde şüphesiz bir köpek vardır. Halbuki biz İçinde ne köpek ne de suret bulunan eve kesinlikle girmeyiz, dedi.'*



3652) "... Ebû Ümâme (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre:

Bir kadın. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek kocasının bâzı savaşlarda olduğunu O'na arz etti ve evinde bir hurma ağacının resmini yapmak için O'ndan izin istedi. O, kadını men etti veya nehiy etti."

Not: Zev&id'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Uleyr bin Ma'dân var. Bu rftvl zayıftır.[105]



İzahı


Ebû Talha (Radıyallâhü anh)'in hadisi Kütüb-i Sitte'nin hepsinde rivayet olunmuştur. Bâzı rivâyetlerdeki hadîs uzuncadır. Ali (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Ebû Dâvûd, Nesât ve Mâlik de rivayet etmişlerdir. Â i ş e (Radıyallâhü anhâ) '-nın hadisi Müslim tarafından da rivayet olunmuştur. Ebû O m & m e (Radıyallâhü anh) 'in hadîsi ise notta belirtildiği gibi Ze-vâid nevinden olup senedi zayıftır.

İlk üç hadîs, içinde köpek veya suret bulunan eve meleklerin girmediğini ifâde eder. Evden maksad yalnız mesken değildir. Kişinin oturduğu işyeri, çadır ve çardak gibi yerler de bu hükme girer. Alimler: Hadislerdeki meleklerden maksad rahmet ve bereket melekleridir. Çünkü H a f a z a gibi görevli bir takım melekler insandan hiç ayrılmazlar, demişlerdir.

Hadislerde geçen "Suret" kelimesinden maksad bir canlının resmi veya heykelidir. Bâzılarına göre ise bundan maksad yalnız gölgesi bulunan suretlerdir, yâni heykellerdir, fotoğraf buna girmez.

Köpek de umûmî mânâya yorumlandığı gibi; av, zirâat ve hayvan sürüsünü veya evi korumak için edinilen köpekler dışında kalan diğer köpekler mânâsına da yorumlanmıştır.

Bu konu hakkında gerekli açıklamalar 2151. hadisin izahı bölümünde geçtiği için tekrarlamaya gerek yoktur.

Hangi gaye ve maksadla köpek edinmenin caiz olduğuna dâir izahat da 3204-3206 nolu hadislerin açıklaması bölümünde geçti. O bölümde anlatılan meşru mazeretler dolayısıyla edinilen köpekleri evin içine, özellikle odalara almanın hiç bir anlamı ve yaran yoktur. Bilâkis sağlık yönünden de zararlıdır. Bu itibarla zaruri ihtiyaç veya avcılık gibi meşru bir yarar için edinilen bir köpek ev içine alındığı takdirde böyle bir eve rahmet meleklerinin girmeyeceği bâzı ilim ehlince belirtilmiştir. Bu itibarla bundan sakınmak gerekir.

Bu babın son hadîsinin zahirine göre ağaç ve benzeri cansızların resimleri canlıların resimleri gibidir. Fakat yukarıda işaret ettiğim gibi cansızların resimlerini çizmekte ve evlerde bulundurmakta bir salanca görülmemiştir. Bu hadisin senedi zayıftır. Hadîs sabit olsa bile Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in sözkonusu kadını hurma ağacının resmini yapmaktan menetmesi sebebi. Sindi'-nin de belirttiği gibi hurma resminin kadına bir yarar sağlamama-sıdır. Yoksa hurma resmi bir canlının resmi gibi değildir.

Bir Hâl Tereemesi

İlk badlsin râvisi Ebû Talha Zeyd bin Seul bin el-Esved bin Haram bin Amr en-Neccar (RA..), Bedir ve diğer savaşlara katılmış olup Ensârtn ileri gelenlerin-dendir. 92 aded hadîsi vardır. Buhâri ve Müslim onun iki hadisini müttefîkan ve birer hadisini ayrı ayn rivayet etmişlerdir. Râvileri ise oğlu Abdullah, Enes, Ubey-dullah böl Abdillah bin ütbe ve bir cemaattır. Enes (R.A.) onun hakkında şöyle demiştir: «Ebû Talha, Huneyn savaşında düşmandan yirmi erkeği öldürmüştür. Uhud savaşında da can siperane Peygamber (S.A.V.Vİ korumaya çalışmış ve bu uğurda bir eli sakat kalmıştı.»

Hicretin 34. yılı vefat ettiği ve cenaze namazının Osman (R-A.) tarafından kıldınldiğı söylenmiştir. Enes (R.A.)*ın dediğine göre bu zât, Peygamber (S.A.V.V den sonra 40 yıl yaşamış olup bu süre içinde bayram günleri dışında bütün yıl oruç tutmuştur. Bu son rivayet daha sağlıklıdır. Kütüb-i Sitta'nin hepsinde onun hadisleri vardır. (Hulâsa. 138)[106]



45- Üzerine Basılan Bir Şeydeki Suretler Babı


3653) ".., Aişe (Radtyallâhü anhâydan; Şöyle demiştir:

Ben bir sehve'mi (yâni odamın bir tarafındaki kilerimsi yeri) içinde suretler bulunan bir örtü ile Örttüm. Sonra Peygamber (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) (seferden dönüp) gelince o örtüyü söktü. Bunun Üzerine ben de ondan iki yastık yaptım. Sonra da ben Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i o yastıklardan birisine yaslanmış olarak gördüm.1'

Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bu hadisin senedinde Üsâme bin Zeyd vardır ve onun zayıflığı üzerinde İttifak edilmiştir. Bu hadis Buhârİ'de de vardır. Ancak «Sonra da ben Peygamber (S.A.V.)'i o yastıklardan birisine yaslanmış olarak gördüm» mealindeki kısım orada yoktur. Bu fıkranın dışında kalan kısım buradaki gibidir.[107]



İzahı


Notta belirtildiği gibi bu hadîsin benzeri Buhâri'de de vardır. Hattâ el-Hâfız'ın el-Fetih'te beyân ettiğine göre B u -h â r i' nin el-Mazâlim bölümündeki rivayetinde;

= «Bunun üzerine ben o örtüden iki minder yaptım. Minderler evde idi. O, (yâni ResûluUah

Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onlann üzerinde otururdu.» fıkrası vardır. Gene el-Hâfiz'ın beyânına göre Müslim de bunun benzerini rivayet etmiş olup, anılan fıkra onun rivayetinde şöyledir:

= «Bunun üzerine ben o

örtüyü alıp iki yastık yaptım. O (yâni Resûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem) da evde yastıklara yaslanırdı."

Yukarıda belirtilen durum karşısında bu hadîs Zevâid'den sayılmayabilir.

El-Hâfiz, Buhâri'nin "Üzerine basılan suretler" babında rivayet olunan bu hadisin benzerinin izahı bölümünde özetle şöyle der:

Minder, yastık, kilim ve yer halısı gibi üzerine basılan, oturulan veya yaslanılan şeyler üzerindeki gölgesiz resimlerin bulunmasında bir sakınca olmadığı hükmüne bu hadis delil gösterilmiştir.

N e v e v î demiştir ki: Sahâbîler ile Tabiilerin cumhurunun görüşü budur. Ebû Hanlfe, Sevrî, Mâlik ve Şafiî'nin de görüşleri budur. Şayet resim, yâni bir canlının boy resmi duvarın yüksekçe bir yerine asılı veya giyilen elbise üstünde veya başa geçirilen kasket gibi bir şeyin üzerinde olursa haramdır.[108]



46- (Eyer Ve Palan Üzerine Konulan) Kırmızı Meyâsir (Yânî Minder Ve Yastık) Babı


3654) "... AH (bin Ebî Tâlib) (Raâtyallâhü 'den rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) altın yüzüğü ve mi-sere'yi (eyer ve palan minderini), yâni kırmızı olan micere'yi yasaklamıştır."[109]



İzahı


Bu hadisi Tirmizi, EbûDâvûd, Nesâî ve Ah-m e d de rivayet etmişlerdir.

Misere: Eyer ve palan üzerine konulan bir nevi minder veya yastıktır. Mesâyir de Mîtere'nin çoğuludur. Bu nevi minder ve yastığın yüzü genellikle ipek ve atlas olur.

AvnÜ'l-Mâbûd yazan bu kelimenin açıklaması ile ilgili olarak özetle şu bilgiyi verir:

T a b a r i : Misere, at eyeri veya deve semeri üstüne konulan yumuşak bir nevî minderdir. Kadınlar kocaları için kırmızı ipek ve kırmızı yünden böyle minderler yaparlardı. Bu âdet acemlerde vardı, demiştir.

El-Mirkat yazarı da: Misere, kırmızı küçük bir minderdir, binici bunu altına alırdı. Hadisteki yasaklama ipekten olan minder hakkındadır. Yasaklamanın ipek olmayan minder hakkında olması ihtimâli de vardır. Bu takdirde yasaklama, tenzîhen mekruhluk manasınadır. Çünkü eyer ve semer minderi kullanmak acemlerin âdeti olup, nîmetlenme ve refah amacım taşıyordu, demiştir.

Misare'nin eyer ve semer üzerine atılan ipek veya atlastan mamul kırmızı örtü olduğunu söyleyenler de vardır. (Avnü'I-Mâbûtf'dan nakil bitti.)

Sindi de: Misere, minderdir. Deve binicisi bunu yükün üstüne koyup üzerine biner. Bu nevi minder kullanmak kibirlenenlerin âdetidir. Râvi bunu kırmızı renkli olana yorumlamıştır. Bâzı rivayetlerde kırmızı kaydı hadiste mevcuttur. Bu kayda göre, kırmızı olmayanı haram değildir. Özellikle zayıf kimselerin istirahat etmeleri için kullanmalarında bir sakınca yoktur, der.

Altın yüzük hükmü 40. bâbta geçti.[110]



47- Kaplanlar (In Derilerini Eyer Ve Semer Üstüne Atmak Veya Başka Türlü Binek Hayvanının Sırtına Atıp Ona) Binmek Babı


3655) «... Peygamber tf^atfûA* ^A," *e Sdfc*;'in sahâbîsi Ebû Rey-haae (Radtyallâkü ariyam; Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kaplanlardn derilerini binek hayvanının üstüne veya eyer, semer üstüne çekip onlar)a bin-meyi menederdi."



3656) «...Muâviye (bin Ebf Süfyân) (Radtyaüâhü anhümâydan- Söyle demiştir;

BesûluUah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) kaplanlardn derilerini eyer ve semer üstüne çekmek veya binek hayvan sırtına başka tür-lu atmak suretiyle onlar) a binmeyi menederdi."[111]



İzahı


Bu babın ilk hadisini Ebû Dâvûd, Nesâl ve Tahâ-vi de rivayet etmişler. İkinci hadis ise Ebû Dâvûd ve Ahin e d tarafından da rivayet edilmiştir.

Nümûr, Nemir'in çoğuludur. Nemir, kaplandır. Bu hadîsler kaplan derilerini eyer ve semer üstüne atmak veya herhangi bir şekilde binek hayvanının sırtına atıp üstüne binmeyi yasaklamıştır. Bu yasağın hikmetine gelince bu konuda şöyle denilmiştir: Çünkü anılan derileri kullanmak acemlerin âdeti olup, kibirlenmenin belirtisidir. Veya tabaklamakla derisi temizlense de kılları şer'an necis, yâni pis sayıhr.

T i r m i z i, "Yırtıcı hayvanların derilerinden nehiy" babında yırtıcı hayvanların derilerinin yasaklığına dâir Ebü'l-Melîh (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini rivayet etmiştir. Tuhfe yazarı da yasağın hikmeti hakkında özetle şu bilgiyi verir:

B e y h a k i; Yırtıcı hayvan derilerinin yasaklanması sebebi, deride kalan kıllardır. Çünkü tabaklamak deriyi temizlese de kılları temizlemez, demiştir. Başkaları: Yasağın tabaklanmamış derilere mahsus olması muhtemeldir. Çünkü bu takdirde deri necis sayılır. Sebep şu da olabilir: Yırtıcı hayvan derilerini kullanmak kibirli ve israfçı çevrelerin âdetidir, demişlerdir.

Muâviye (Radıyallâhü anh) 'in hâl tercemesi 9. hadis bölümünde geçmiştir.

Hâl Tercemesi

Ebû Beyhâne Şem'ûn bin Zeyd el-Ezdî (R.A.), Peygamber (S.A.V.)'in âzad-lı kölesidir. Snsar-i Kiram'dandır. Bir kavle göre ise Kureyş'tendİr. Beş aded hadisi var. Ebû Dâvûd, İbn-İ Maceh ve Nesâl onun hadislerini rivayet etmişlerdir. Şam'ın fethinde bulunduktan sonra Kudüs'te ikâmet etmiş ve sonra da Askalan'da serhat nöbetçiliğinde bulunmuştur. Adının Şemğûn olduğunu söyleyenler de vardır. Hâvileri Ebû Âmir el- Müâfirt ve el-Heysem bin ŞÜfey'dir. (Hulasa, 169)[112]




--------------------------------------------------------------------------------

[1] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/329.

[2] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/329-331.

[3] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/331-332.

[4] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/332-333.

[5] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/333.

[6] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/334-335.

[7] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/335-336.

[8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/336-337.

[9] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/337-338.

[10] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/339-340.

[11] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/340-341.

[12] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/341-342.

[13] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/342-343.

[14] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/343-344.

[15] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/344.

[16] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/344-345.

[17] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/345-346.

[18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/346.

[19] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/346-348.

[20] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/348-349.

[21] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/349-351.

[22] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/352.

[23] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/352-353.

[24] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/353.

[25] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/353-354.

[26] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/354-355.

[27] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/355-356.

[28] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/356.

[29] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/357.

[30] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/357-358.

[31] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/358-359.

[32] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/359.

[33] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/359.

[34] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/360-361.

[35] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/361-362.

[36] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/362-363.

[37] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/363.

[38] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/363-364.

[39] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/364-365.

[40] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/365-366.

[41] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/366-368.

[42] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/368.

[43] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/369.

[44] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/369-370.

[45] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/370-372.

[46] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/372-373.

[47] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/373-374.

[48] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/374-376.

[49] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/376.

[50] Tefifibfin, 15

[51] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/376-377.

[52] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/378-379.

[53] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/379-380.

[54] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/380-382.

[55] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/382-384.

[56] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/384.

[57] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/384.

[58] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/384-385.

[59] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/385.

[60] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/385-386.

[61] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/386-387.

[62] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/387-389.

[63] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/389-391.

[64] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/391-392.

[65] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/392.

[66] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/393.

[67] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/394.

[68] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/394-395.

[69] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/395.

[70] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/395-396.

[71] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/396.

[72] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/

[73] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/396-397.

[74] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/398.

[75] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/398-399.

[76] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/399-400.

[77] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/400-402.

[78] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/402-403.

[79] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/404-405.

[80] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/405-406.

[81] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/407-408.

[82] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/408-409.

[83] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/409-410.

[84] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/410-413.

[85] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/413-414.

[86] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/414-415.

[87] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/415-416.

[88] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/416-417.

[89] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/417.

[90] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/418.

[91] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/418.

[92] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/419.

[93] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/419-421.

[94] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/421-422.

[95] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/422-424.

[96] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/424-425.

[97] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/426-430.

[98] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/430.

[99] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/430-431.

[100] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/431.

[101] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/432.

[102] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/432-433.

[103] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/433.

[104] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/433-435.

[105] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/435-437.

[106] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/437-438.

[107] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/439.

[108] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/439-440.

[109] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/440-441.

[110] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/441.

[111] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/442.

[112] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/442-443.



© 2015 http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/